Esenler'den Galatasaray'a Uzanan Başarı Öyküsü!

Kategori: Spor Haberleri
Yayınlanma: 21 Aralık 2012
Yazdır

Geçen sezon altyapısından yetiştiği Galatasaray'da önce ilk 11'e yükselmeyi ve ardından da şampiyonluk yaşamayı başardı. Romanya maçında ilk kez A Millî Takım formasını giydi. Hem kulübünün hem de Millî Takım'ın tüm alt yaş kategorilerinde oynadıktan sonra bu başarıyı yakalayan genç oyuncu, Fatih Terim'i özgüvenini ortaya çıkardığı için babası, Arda Turan'ı da küçük yaştan beri kendisine sahip çıktığı için abisi gibi görüyor.

Genç yıldız Emre Çolak'ın Tam Saha Dergisi'ne verdiği röportaj…

Bu, TamSaha'ya verdiğin ilk röportaj. O yüzden en baştan başlayalım. Mesela, Ordulu olduğunu biliyoruz ancak İstanbul doğumlusun. Ailen ne zaman buraya göç etmiş, onu öğrenelim senden öncelikle…

Hem anne hem de baba tarafım Ordulu. Mesudiyeli bir ailenin çocuğuyum. Zamanında ailem İstanbul'a taşınmış, yani asıl Ordulu olan dedemler diyebilirim. İstanbul'da da Eminönü'nde doğup büyüdüm. Şu anda da Esenler, Atışalanı'nda oturuyorum. Futbola da Atışalanıspor'da başladım.

Atışalanı ve Galatasaray dışında başka bir kulüpte forma giymedin, doğru mu?

Galatasaray'a transfer olmadan önce 1-2 ay Beşiktaş'la antrenmanlara çıkmıştım. Ancak Beşiktaş'ın tesisleri oturduğum yere çok uzaktı ve bizim de o dönemde maddi durumumuz pek iyi değildi. Bu nedenle Beşiktaş'ta oynamaya devam edemedim. Atışalanıspor'a geri dönüp 3-4 ay kadar daha oynadım. Daha sonra da Galatasaray kariyerimin ilk adımlarını attım.

Galatasaray'a geçiş hikâyenden bahsedebilir misin bize? Beşiktaş'ta antrenmanlara çıktığın zaman mı birine haber gitmiş, yoksa Galatasaray genç takımı ile yaptığınız hazırlık maçından sonra mı dikkatlerini çekmişsin?

O dönem hem Beşiktaş hem de Galatasaray beni takip ediyordu. Oynadığımız hazırlık maçından sonra Galatasaray beni daha da çok istemeye başladı. Bu karşılaşmadaki performansımı beğendiler kısacası. Bizim ailede de herkes Galatasaraylı, bir tek babam Trabzonspor taraftarı. Galatasaray'a geçiş hikâyeme geri dönmek gerekirse, oynadığımız hazırlık maçını 7-0 kaybetmemize rağmen, altyapı hocalarından Recep Yazıcı beni takıma aldı. Ancak Galatasaray'a gitmemde en büyük pay sahibi Atışalanıspor'daki hocam Emin Tetikli. Üzerimde çok emeğim var. 13 yaşında Galatasaray'a giderken bana çok destek vermişti.

Galatasaray'a transferinden A takıma yükselişine kadar geçirdiğin dönemi özetleyebilir misin bize?

Galatasaray'a ilk geldiğimde Sefer Hoca ile çalıştım. Çok kısa bir süre sonra da antrenörümüz Suat Kaya oldu. Altyapıdaki en başarılı dönemi Suat Hocayla geçirdim. Minik takımdaydım o zaman. Beni de ilk profesyonel yapan isim Suat Kaya'dır. O takımla şampiyonluk yaşadıktan sonra yıldız takıma yükseldim. Burada da Recep Yazıcı'nın idaresindeki takımda uzun dönem forma giydim. Ardından Süper Genç takımda Halil Fıçıcı teknik direktörüm oldu. PAF takımda ise yeniden Suat Hocayla çalışma fırsatı buldum. Orhan Atik, Nedim Yiğit gibi isimlerle de çalışma fırsatım oldu. Kısacası A takıma gelene kadar birçok kişinin elinden geçtim ve bu dönemde Galatasaray'ın tüm altyapı kategorilerinde forma giyip, şampiyonluklar yaşadım.

 

A takıma yükselene kadar hangi mevkide görev yapıyordun?

Minik takım haricinde altyapıdaki tüm kategorilerde forvet arkası oynadım. O yüzden asıl mevkiim forvet arkasıdır diyebilirim. Daha sonra taktik gereği ve hocalarımın benden beklentilerinden ötürü sol açıkta görev almaya başladım.

Seni A takıma çıkartan teknik direktör kimdi?

A takıma Frank Rijkaard döneminde yükseldim. Zaten onun gelişi tüm genç oyuncuları çok heyecanlandırmıştı. "Acaba bizi kadroya alacak mı?" diye düşünüyorduk. Sezon başı kampında A takıma katılmamı istedi. Muhtemelen yardımcı antrenörlerin de bunda payı vardır. Sezon başı kampını çok verimli geçirmiştim. Ancak kamp dönüşü PAF takıma geri döndüm. Açıkçası çok üzülmüştüm. Çünkü bu kadar başarılı olduğum bir kampın ardından PAF takıma dönmeyi beklemiyordum. Devre arasına kadar A takıma girmek için bekledikten sonra yeniden A takımla antrenmanlara çıkmaya başladım. Kısacası A takımda oynama hayallerime Rijkaard sayesinde kavuştum.

İlk maçın Denizli Belediyespor'a karşıydı. İki gol atarak bomba gibi bir giriş yaptın. O karşılaşmada yaşadıklarından biraz bahsedebilir misin?

Hayatımda unutamayacağım maç o karşılaşmadır. İlk resmi maçımdı ve Ali Sami Yen'deydi. Dolayısıyla Ali Sami Yen'in çimlerine de bir maç sırasında ilk ayak basışımdı. Türkiye Kupası'nda karşılaşıyorduk Denizli Belediyespor'la. O gün rahat bir maç çıkarıyorduk. Yanılmıyorsam 2-0 öndeydik. O andan sonra Rijkaard beni oyuna aldı. Bir penaltı, bir de frikikten iki gol attım, ikisini de Arda abi sayesinde attım. İlk maçını oynayan genç bir oyuncunun hem penaltıyı hem de frikiği kullanması beklenmezdi. Ancak Arda abi iki pozisyonda da topu getirip, "Sen atacaksın" dedi. Hatta penaltıyı Barış Özbek kullanacaktı. O sırada Arda abi gitti topu elinden aldı, bana getirdi. Kısacası Arda abi bana pas vermeden resmen iki asist yaptı o maçta (gülüyor). Onun sayesinde hiç unutamayacağım bir anı yaşadım.

Sana göre şu anda altyapıda oynayan yeni bir Emre Çolak var mı?

Samet Orhan diye bir arkadaşımız var. A2'de oynuyor. Maçlarını sürekli takip etmeye çalışıyorum, destek veriyorum. Tabii yalnızca Samet'e değil, tüm arkadaşlarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çünkü zamanında bizim de yaşadığımız gibi, A takımdan biri onları izlemeye gelince çok mutlu oluyorlar.

Rijkaard sayesinde oyununa neler kattığını söyleyebilirsin?

Beni A takıma çıkaran teknik direktör olduğu için yeri ayrıdır diyebilirim öncelikle. Takımda en çok sevdiği oyunculardan birisiydim. Benimle sürekli konuşur, ilgilenirdi. Hep yurtdışında da oynamam gerektiğini, bunun için yeterli kaliteye sahip olduğumu söylerdi. O zaman Arda Turan da Galatasaray'daydı ve hem Arda abinin hem de benim mutlaka yurtdışı deneyimi yaşamamız gerektiğini ifade ederdi. Kısacası Rijkaard'ın benimle birebir ilgilenmesi sayesinde ondan çok şey öğrendim.

Genelde büyük takımlarda umut vaat eden genç oyuncular tecrübe kazansın diye başka takımlara kiralanır. Ancak sen böyle bir durumu yaşamadın. Hocaların senin tecrübe kazanmaya ihtiyacın olmadığını mı düşündü?

Ben de öyle düşünüyorum ama bir kez başka bir takıma kiralanma durumu başıma geldi. Fatih Hocanın takımın başına geldiği geçtiğimiz sezonun başında kadroya hemen hemen hiç giremiyordum. O dönemlerde başka bir takıma kiralanmayı çok düşündüm açıkçası. Bunu ailemle de paylaştım. Çünkü futbol oynamak istiyordum. Fatih Hocaya da bu durumu anlatmayı düşünüyordum. Derken Gençlerbirliği maçı öncesi Fatih Hoca beni kadroya aldı ve son 15 dakikada sahaya sürdü. Ertesi hafta Fenerbahçe ile oynadığımız ve 3-1 kazandığımız maçta da ilk kez 11'de oynama şansı buldum. O karşılaşma benim adıma çok iyi geçti ve ondan sonra her şey değişti. Artık kadroya girebildiğim için de başka takıma kiralanma düşüncemden tamamen vazgeçmiştim.

Fatih Terim önce Semih Kaya'yı, sonra da seni takıma monte etti. Siz de gösterdiğiniz performansla şampiyonlukta önemli rol oynadınız. Bu maalesef Türkiye'de çok da alışık olduğumuz bir durum değil. Genç oyuncular A takımlarda düzenli olarak şans bulamıyor. Fatih Hocanın size güvenip oynatması konusunda neler söylersin?

Dediğiniz gibi Türkiye'de genç oyuncuya forma vermek, ona güvenmek çok da alışagelmiş bir durum değil. Ancak Fatih Hoca hem Semih'e hem de bana geçen sezon sonuna kadar güvendi, hep arkamızda durdu. Biz de çok şükür ki onun yüzünü kara çıkarmadık. İlk kez 11'de başladığım Fenerbahçe maçından örnek verebilirim aslında. Genç bir oyuncuya öyle bir maçta görev vermek büyük riskti, çünkü hem Semih hem de ben başarısız olabilir, hocanın da eleştirilere maruz kalmasına yol açabilirdik. Ama durum tam tersine oldu. İkimiz de çok iyi performans gösterdik ve hocanın güveninin haklılığını herkese gösterdik. Türkiye'de benim gibi, Semih gibi birçok yetenekli oyuncu var. Ancak herkes Fatih Hocanın bize şans verdiği gibi onlara oynama fırsatı vermediği için kendilerini gösterme şansı bulamıyorlar. Sahada oynamadan da hiçbir oyuncu kendini gösteremez ya da geliştiremez. Türkiye'de teknik direktörler bu genç ve yetenekli arkadaşlarımıza şans verirse hem daha çok yıldız adayı ortaya çıkar hem de Genç Millî Takımlarda da önemli bir yükseliş yaşanır.

Senin de içinde bulunduğun Ümit Millî Takımın kadrosunda birçok yetenekli isim olmasına rağmen, bu oyuncular kendi takımlarında hemen hemen hiç forma giyemiyordu. Sense takımında düzenli olarak oynamaya başladıktan 1 sene sonra A Millî Takım'a yükselmeyi başardın. Oynamaya devam ettikçe buradaki performansının da yüksek olmasını bekliyorsundur herhalde…

En büyük hedefim A Millî Takım'a yükselmekti. Buraya gelmeden önce Millî Takımların bütün genç yaş kategorilerinde forma giymiştim. 96 kez Genç Millî Takımlarda oynadım. Abdullah Avcı'ya bana bu gururu ve heyecanı yaşattığı için teşekkür etmek istiyorum. Benim oynadığım dönemdeki Ümit Millî Takım kadrosunda da bahsettiğiniz gibi çok yetenekli isimler vardı. Bu arkadaşlarımız benim gibi, Semih gibi kendi takımlarında daha çok süre alsalar A Millî Takım'a yükselmeleri de daha kolay olacak. Böylelikle A Millî Takım da yeni isimler kazanacak. Çünkü o jenerasyon küçük yaştan beri zaten birlikte oynuyor. Genç Millî Takımlardan gelen o kadro zamanla A Millî Takım'da da oluşursa başarı oranı kat kat artar bana göre.

Geri dönüp bakınca Fatih Terim'in birçok genç oyuncuyu ortaya çıkardığını görüyoruz. Vedat İnceefe, Emre Belözoğlu aklımıza gelen ilk isimler. Sizin başarınız bir yana, Fatih Hocanın sizin bu kadar başarılı olmanızdaki payı ve onu bu konuda özel kılan şey nedir sana göre?

Bence bu konuda Fatih Hocayı özel kılan şey hem bana hem Semih'e hem de takımdaki diğer oyunculara yaptığı babalıktır her şeyden önce. Bir takımda aile gibi olmak çok önemli. Zaten ailemizle geçirdiğimizden daha çok zamanı burada geçiriyoruz. O yüzden bir teknik direktörün bize baba gibi davranması saha içerisindeki performansımızı da çok etkiliyor. Ben ailemle konuştuğum her şeyi ya da sıkıntılarımı Fatih Hocayla da çok rahat paylaşabiliyorum. Kendisi de zaten her şeyi konuşmamız gerektiğini söylüyor. Bana verdiği destek sayesinde özgüvenimin ortaya çıkmasını sağladı Fatih Hoca. Hem iyi oynayarak hem de galibiyetlerde pay sahibi olarak özgüvenim her geçen gün yükseliyor.

Geçen sezondan beri üstüne koyarak ilerliyorsun. Önce ilk 11, sonra şampiyonluk… Bu sezonla birlikte de Şampiyonlar Ligi tecrübesi ve sonunda A Millî Takım. Hiç kuşku yok ki, bu yükselişle beraber beklentiler ve üzerindeki baskı da artacak. Bu sorumluluğu üstlenmek için kendini hazır hissediyor musun?

Dediğiniz gibi 1 sene gibi kısa bir süre içerisinde bu başarıları elde ettim. Hem düzenli olarak ilk 11'de oynamak hem şampiyonluk yaşamak, ardından da Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edip A Millî Takım'a yükselmek son derece gurur verici bir durum. Ben aileme çok düşkün biriyim. Kazandığım bu başarıların ardındaki en büyük pay ailemin, en başta da annemin. Bu sorumluluğu üstlenme konusunda ailemin verdiği destekle kendimi hazır hale getiriyorum. Öte yandan antrenmanlarda da sürekli ekstra çalışmalar yapıyorum. Fiziksel olarak zayıf olduğum herkes tarafından biliniyor. Bunu da yaptığım antrenmanlarla kapatmaya çalışıyorum. Kapattığımı da düşünüyorum ki düzenli olarak ilk 11'de şans buluyorum. Buralarda olmak herkesin rüyalarını süsleyen ve herkesin de ulaşamayacağı bir şey. Kimsenin eline kolay kolay gelmeyecek bir şansı elde ettim. Çok çalışarak bu şansı asla bırakmamayı düşünüyorum. Yokluktan gelmiş birisi olarak da bu durumun değerini fazlasıyla biliyorum.

Ailende futbol oynayan başka biri var mı?

Evet var. Kardeşim Emrah da futbol oynuyor. Zaten iki kardeşiz biz. Emrah da benim futbola başladığım yerde, Atışalanıspor'da oynuyor. 1996 doğumlu ve o da benim gibi sol ayaklı. Sol bekte forma giyiyor. İzleyenler onun da benim gibi yetenekli olduğunu söylüyor. Annem, "Sen futbolcu oldun, o okusa mı?" diye soruyor gerçi ama onu da ileride Galatasaray'ın seçmelerine götürmeyi düşünüyorum. Karar verip benim gibi futbol oynamayı tercih ederse, inşallah önümüzdeki dönemlerde Galatasaray'da o sol bekte, ben sol açıkta arkalı önlü oynarız (gülüyor).

Arda Turan dışında yurtdışında beğendiğin, oyun tarzını kendine örnek aldığın isimler var mı?

Galatasaraylı olduğum kadar, çok koyu bir Barcelona taraftarıyım. Barcelonalı oyuncuların saha içindeki performanslarını da saha dışındaki karakterlerini de çok beğeniyorum. En fazla hayranlık duyduğum futbolcu Lionel Messi. İdol olarak gördüğüm futbolcular ise Xavi ve Iniesta. Onları izleyerek yaptıklarını yapmaya çalışıyorum. Onlardan ne kadar öğrenebilirsem kârdır diye düşünüyorum.

 

Gerek şutların gerekse de top sürme yeteneğinle hücumdaki etkinliğin tartışılmaz. Bunun yanı sıra az önce belirttiğin fiziksel gelişim gibi eksik olduğunu düşündüğün yönler neler?

Günümüz futbolunda bir kanat oyuncusu olarak teknik direktörlerin sizi daha çok kullanabilmesi için iki ayağınıza da hâkim olmanız gerekiyor. Benim de sağ ayağım sol ayağıma göre fazla eksik aslında. Dolayısıyla sağ ayağımı daha çok geliştirmem gerekiyor. İdmanlarda bununla ilgili çalışmalar yapıyorum. Zaten Fatih Hoca da bu eksikliğimi gidermem gerektiğini söylüyor. Onun dışında bahsettiğim gibi fiziki açıdan da gelişmem ve daha güçlü olmam lâzım.

Arda Turan'da da yurtdışına gittikten sonra büyük bir fiziksel değişim var. Fiziksel açıdan oldukça güçlendi mesela. Bu gibi konularda neler yapman gerektiğini konuşuyor musunuz kendisiyle?

 

Tabii ki. Zaten Arda abi en başından beri yurtdışında oynama hayalimi biliyor. Bunu gerçekleştirebilmem için de daha çok koşmam, fiziksel olarak da çok daha fazla güçlenmem gerektiğini söylüyor. İspanya'ya gittikten sonra nasıl geliştiğini ve değiştiğini anlatıyor. Sizin de gördüğünüz gibi Arda abi fiziksel açıdan çok gelişti. Artık daha fazla koşuyor. Eskisine göre daha güçlü ve daha hızlı. Savunmaya daha çok yardımcı oluyor. Ben de ekstra idmanlar yapmaya devam ederek zamanla bu eksikliklerimi gidereceğimi düşünüyorum.

Geçen sezon çok yoğun bir maç temposu yaşadı takımlar. Siz de bu yoğun tempodan uzun bir süre sonra şampiyonlukla çıkmayı bildiniz. Sana göre takımın bu şampiyonluğu kazanmasında en önemli unsur neydi?

Öncelikle geçen sezon yapılan transferlerin gücümüze güç kattığını ve şampiyonlukta çok büyük pay sahibi olduğunu söylemek isterim. Özellikle Selçuk İnan da yerli transferler arasında şampiyonlukta önemli rol oynayan isimlerdendi bana göre. Ancak bu şampiyonluğu kazanmamızdaki en büyük unsur, bir aile olmamızdı. Takımdaki herkes birbirine saygılı, bir o kadar da yardımcıydı. Bunu da sağlayan hiç kuşku yok ki Fatih Hocamızdı. Hocamızın takıma getirdiği disiplin sayesinde, çok çalışarak bu şampiyonluğu hak ettik. Hatta ben hep söylerim, "İki kere şampiyon olduk" diye... Hem normal sezonu hem de Süper Final'i birinci bitirdiğimiz için.

Galatasaray'da saha içinde en çok görüştüğün, anlaştığın isim kim?

Takımdaki bütün abilerimle aram iyidir. Ancak Selçuk abi (İnan) ve Burak abi (Yılmaz) ile çok fazla zaman geçiriyorum. Kamptayken hep onların odasına gidiyorum. Çok yakın davranıyorlar bana. Espri anlayışımız da aynı olduğu için çok eğlenceli vakit geçiriyoruz. Bunun dışında, genç olduğumuz için gerek Semih'le gerekse de benimle yakından ilgilenen Eboue ile çok iyi anlaşıyoruz. Eboue saha içinde olduğu kadar saha dışında da genç oyuncularla çok ilgili. Hep T-Shirt alıyor bize giymemiz için (gülüyor). Arada arabasını da kullandırtıyor. Semih ve Sercan'la da sık sık dışarıda yemek yiyor, birlikte vakit geçiriyoruz.

Avrupa'da oynama hayalinin olduğunu söyledin. Özel olarak oynamak istediğin bir lig var mı?

En beğendiğim lig, Premier Lig. Ancak benim oyun yapım biraz daha İspanya Ligi'ne uygun gibi. O yüzden İspanya'da oynamak isterim. Allah izin verirse, bir büyük hayalim de hayranı ve taraftarı olduğum Barcelona'da oynamak. Umarım o günleri görebilirim.

Son olarak futbol dışındaki zamanlarını nasıl değerlendirdiğini sorayım...

Bahsettiğim gibi. ailesine çok düşkün bir insanım. Bu yüzden ailemle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Arkadaşlarımdan daha çok ailemle zaman geçiririm o yüzden. Özellikle anneme çok bağlıyım. Onsuz neredeyse bir şey yapamam diyebilirim. Evde film izlemeyi çok seviyorum. Bazen günde birden fazla film izlediğim bile oluyor. Araba kullanmayı da çok seviyorum. Evde sıkıldığım zamanlar çıkıp arabayla tur atıyorum. Bu hevesim hiç geçmedi.

Arda Turan'ın senin hayatında ayrı bir yeri olduğunu biliyoruz. Küçükken de kendisini idol olarak görüyordun.

Ben minik takımda oynarken Arda abi de PAF'taydı. Maçlarımıza gelip bizi izliyordu. O dönemden beri aramızda çok iyi bağ vardır. O A takıma çıkıp ben PAF'ta oynarken de maçlarımıza gelip bana destek verirdi. Yurtdışına gitmesi de bağlarımızı koparmadı. Oynadığım her maçtan sonra arar, tebrik eder. Oynamadığım zamanlarda da bu takımın bir parçası olduğumu, üzülmemem gerektiğini söyleyerek moral verir. İlk arabamı Arda abi almıştı bana. Hayatımda en mutlu olduğum şeylerden biridir bu hediye. A takıma yükselirsem bana bir hediye alacağını söylemişti. Rijkaard zamanında da ilk kez A takımla sezon başı kampına çağrıldıktan sonra bana bir araba hediye etti. Arda abi aynı zamanda saha içindeki idolüm. Yetenek olarak da beni ona benzetiyorlar. Arda abi sadece bana değil, tüm genç oyuncularla çok yakındı ve herkes için örnekti. Yardım eder ve bunu da severek yapardı. Şimdi ben de Arda abiden gördüklerimi, altyapıda oynayan ve A takım forması bekleyen arkadaşlarıma yapmaya çalışıyorum. İnşallah ben de onun gibi altyapıda oynayan arkadaşlarımıza destek verebilir, örnek olabilirim.

Röportaj: Aydın Güvenir / TamSaha

Lütfen Yorum Yazın

0
Kabül Ediyorum.
  • Hiçbir Yorum Bulunamadı
Powered by Komento