Esenler'deki Rabia Meydanı Ruhat Mengi’yi Rahatsız Etti

Kategori: Yerel Yönetimler
Yayınlanma: 28 Ağustos 2013
Yazdır

 

Vatan Gazetesi yazarı Ruhat Mengi, Dörtyol Meydanı’nın Rabia Meydanı olarak değiştirilmesi iddiasından rahatsız oldu.

 

Vatan Gazetesi yazarı Ruhat Mengi, Dörtyol Meydanı'nın Rabia Meydanı olarak değiştirilmesinden rahatsız oldu. Rahatsızlığını da bizde kahraman mı kalmadı da başka insanların ismini meydanlara caddelere veriyoruz şeklinde ifade etti.

Ruhat Mengi'nin söz konusu yazısı ve akabinden gelen tekrar yazısı:

21 Ağustos tarihli yazı

Meydana ‘Mursi’ adı verilirken..

Suriye ’nin de Mısır ’ın da kurtuluşu çok zor.. Çünkü bir dikta rejiminden diğerine savrulup duruyorlar. Ve bu talihsizliğin içinde çocuklar dahil çok sayıda masum insan acımasızca katlediliyor.. Soracak olursanız bu vahşeti yapanların hepsi “Allah yolunda” .. Söylediklerine göre kimi “cihat” peşinde, bu katliamları din adına yaptıklarını söyleyince Allah’ı da inandıracaklarını ve onun kullarını kendi vahşi emellerine kurban ettikleri için bir de üstüne cennete gideceklerini düşünüyorlar.

Kimi ise sadece “güç” peşinde, koltuğu ele geçirmek için darbe yapıyor ve gelen de “devirdiği kadar” diktatör.. Diktatörleri destekleyen veya karşısında savaşan Müslüman Kardeşler gibi aşırı dinci terör örgütleri de en az o diktatörler kadar acımasız.. Suriye’de El Kaide ile birlikte çocuk yaştaki gençlere göz kırpmadan yapılan katliamlar, insanları canlı canlı yakıp olayı internetten izletmeler hep bu örgütlerin işi.. Kısacası halkın huzura ermesi zor..

İsrail ve dış güçler..

Bu arada Suudi Arabistan’dan Arap Emirlikleri’ne kadar Arap ülkeleri Mısır’daki darbeyi ve orduyu destekliyor, Mursi ile Müslüman Kardeşleri istemiyor. Başbakan Erdoğan “Mısır darbesinin arkasında İsrail var” dese de tabloya bakınca Arap ülkelerinden önce İsrail’in işaret edilmesi insana “Gezi olaylarının arkasında dış güçler var” sözünü hatırlatıyor. Bu İsrail ve dış güçler nasıl oluyor da sadece Müslüman ülkelerde (ki örneğin ABD’nin oyunları açık ve nettir ama o bile aynı soruyu hak eder) bu kadar başarılı olabiliyorlar, gücü ele geçirince “dikta” dan vazgeçmeyen yönetimlerin hiç mi suçu yok?

Biz neden Esenler’deki Cumhuriyet Meydanı ’nın adını Rabia olarak değiştirecekmişiz, ne alaka ki bir caddeye “Mursi” adını verecekmişiz bunu da anlayan kimse yok.. Bizde değerli ve demokrat kimse ya da kahraman mı kalmadı ki caddemize (seçimle gelse de) halkına baskı uygulamış, demokrasiye saygı göstermemiş birinin adı verilecek? Kendi ülkesinde “darbeyle devrilmiş olması” da demokrasi dışıdır ama biz niye bunları yapalım yahu?

Yağmurdan kaçarken..

Okurlarımızın bu konuda yazdıkları yorumlara bakalım:

Bir yorumcumuz (Mehmet Ali Eker) diğerlerine “Mursi sandıktan çıkan, seçim sonucu göreve gelen biri.. Ama sizler için halkın tecihi değil postal sesi önemli” demiş.. Tipik bir kestirme yol, Türkiye’de siyasetçiler de sık sık başvuruyor.. Oysa darbe demokrasi dışı dır ve onaylanamaz ama seçilmiş liderlerin “bizi halk seçti, canımızın istediğini yaparız” diyerek “demokrasi dışına çıkması” da onaylanamaz aslında..

Karşı yorumlardan bazıları şöyle: “Bazı yorumculara bakınca sanki Mısır’da Mursi ‘demokrasi havarisi’ymiş de kendisine darbe yapılmış gibi algı yaratılıyor. Mursi, Mübarek’in baskılarına isyan edip demokratik hayata geçmek isteyen halkın isyanı sonunda iktidara geldi, ilk icraatı rejimi dini temeller üzerine oturtmaya çalışmak oldu. Mısır halkı yağmurdan kaçarken doluya yakalandı.” (İrfan Saral)

“Mursi 52 milyon halkın 11 milyonunun oyunu aldı sonra kız çocukların evlenme yaşını 9’a indirdi. Geri kalan 41 milyonun bu çirkin zihniyeti kabul etmek zorunda olduğunu düşünmek acınılası bir durumdur.” (Leman Oğuz).. Yani iktidarı “güç uğruna vatandaşların hak ve özgürlüklerini yok etmek, onları ezmek” için kullanan liderler kafa karıştırıyor, aslında yukarda belirttiğim gibi burada ortaya çıkan tablo tartışılmalı, demokrasi yalnızca “seçimle gelmek” midir, soru bu!

Fikirler acıyı hissetmez..

Geçenlerde bir film izledim, 2005’te yapılmış ama bu kadar sinema tutkunu olmama rağmen ben kaçırmışım nasıl olduysa, bugünün olaylarına çok uyuyor. İngiltere’yle ilgili olarak çevrilmiş ama tabii sivil ya da askeri fark etmez, “güç uğruna her tür baskıyı seçen yönetimler” in sonunda nereye varacağını anlamak açısından (ki Ortadoğu’ya bakmak bile yeterli) önemli bir film “V for Vendetta” ..

Genç yaşına rağmen Oscar’lı oyuncu Natalie Portman ’ın performansını izlemek büyük zevk, ufak tefek bir kadının bu kadar devleşmesi insanı müthiş etkiliyor. “Bu ülkenin güvenliği mutlak bir itaate bağlıdır”, “amaç yöntemi meşrulaştırır” benzeri sözlere kızıyor, “Fikirler kanamaz, onlar acıyı hissetmez ve onlar sevemez. İnsanları hapsedebilirsiniz ama bir fikir 400 yıl sonra bile dünyayı değiştirebilir”, “bedenimi hapsedebilirsiniz ama ruhum özgürdür” gibi sözlere hayran oluyorsunuz.. Bence herkes, siyasetçiler de dahil izlemeli. Öğrenmenin sonu yoktur, malum!

22 Ağustos tarihli yazı

Şiddet her zaman şiddet!

Dün “Esenler’de Cumhuriyet Meydanı’na Rabia, bir caddeye Mursi adının verilecek olması”yla ilgili yazıma çok tepki yorumu geldi. Çoğu benzer tepkiler, birini alalım; “Bana ne Rabia’dan, Mursi’den.. İnsan olarak olaylara üzülürüm ama bana Arabı dayatamazsınız” diyor. Rabia Aydın isimli okurumuzdan gelen e-posta da ilginç; “Bugünlerde soyadımı ismimden çok seviyorum, beni adımdan nefret ettirmesinler” demiş. Kısacası; bir başka ülkede yaşanan trajik olaylara üzülebiliriz ama gereğinden fazla benimsemenin toplumu rahatsız ettiği ortada..

Mesela dün Suriye’de aralarında bebeklerin, çocukların bulunduğu “100 binden fazla kişinin ölmesi”ne insan yüreği dayanmıyor ama Esad’ın yaptırdığı vahşetle “muhalifler” denilen kesim ve onlara destek veren terör örgütlerinin yaptıkları arasında fark yok, hepsi katliam ..

ABD diyor ki “Suriye’ye müdahale iç karışıklığı ortadan kaldırmaz”.. Ortadoğu’yu karıştırmaya katkıda bulunduğu da doğru olmakla beraber ABD burada haklı çünkü Müslüman Kardeşler ve El Kaide’nin içinde olacağı bir yönetim bu kez Mısır’a döndürecek Suriye’yi.. O nedenle, Türkiye bu ülkelerdeki sorunlara aktif olarak ve hep öne atılarak katılmamalı, onlar bize müdahale ediyor mu?

Saldırganları korumak..

Gezi olaylarında gençlerin ölümüne neden olan polisler korundu ve hatta şiddet uygulayan polis gücü ödüllendirildi, hala da korunuyor. Palayla kadınlara saldıranların bile kaçmasına izin verildi.. Ama benzer bir şiddetle Başbakan Yardımcısı karşılaştığında “saldırganı korudular, ödüllendirircesine salıverildi” deniyor. Peki polis şiddeti sonucu ölen ve yaralanan insanlarla, bir saldırganla karşılaşan Bekir Bozdağ arasında ne fark var? Hepsi insan, hepsi vatandaş ve “şiddet her yerde, her zaman şiddet”tir.

Sallandırmaktan farksız!

Aynı konuşmada Başbakan’ın rakiplerine “eli kanlı terör örgütleriyle gündeme geliyorlar” demesi hiç anlaşılmıyor, Ana Muhalefet hangi eli kanlı örgütle gündeme geldi? Yoksa “çözüm süreci” denen süreçte PKK ile görüşmeleri onlar mı yürütüyor? Bir de “diktatörün olduğu yerde gazeteler, televizyonlar ‘diktatör’ ifadesini kullanamaz, sallandırıverirler” sözü var dikkat çeken..

Herhalde bu “CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun sözlerine karşılık” söylenmiş, liderler arasındaki polemiklere karışmam ama teoriye ve pratiğe bilimsel bakarsak toplum baskıları her zaman “sallandırmakla” olmuyor. Hangi suçu işlediği söylenemeyen, suçlarını kimsenin bilmediği insanların, gazetecilerin işlerini ve geleceklerini siyasi müdahalelerle kaybetmeleri, siyasallaşmış bir yargının “ömür boyu hapis” cezalarıyla sayısız ailenin hayatını mahvetmesi, insanların konuşmaktan korkar hale gelmesi, bir gösteriye katılan sanatçılara hayatın dar edilmesi, özel yaşamlara müdahale ve hatta bunun yasalarla sağlanması da ölümden beter bir durum.

Demokratik yöntemler sekteye uğratıldıktan sonra seçimler tek başına çözüm olamıyor, kim ne derse desin halklar artık haksızlık ve adaletsizliklere, sistem dönüştürmelere yıllar boyu susmuyor. Diğer ülkelerde ortaya çıkan felaket görüntüleri bizi uyarsın bari, hala zaman varken!

Lütfen Yorum Yazın

0
Kabül Ediyorum.
  • Hiçbir Yorum Bulunamadı
Powered by Komento
hd porno